UEFA’nın raporu neler söylüyor?

Avrupa Futbol Federasyonları Birliği(UEFA), 2010’dan bu yana her yıl olduğu gibi, bu yıl da lisanslama sürecinde kulüplerden elde ettiği verileri derleyip-yorumlayarak hazırladığı karşılaştırmalı raporunu yayınladı. “Benchmarking Report” adı da verilen ve önceki gün(17.01.2018) yayınlanan 126 sayfalık raporda yapısal, ticari, mali ve kısıtlı sportif bilgi ve analizler yer alıyor. Bu rapor içinde Türkiye ile alakalı da birçok bilgi ve veri bulunuyor.

TRANSFERLE DEĞİL, DOĞRU TRANSFERLE GELİŞİRİZ
İlgili raporda yer verilen bilgilere göre, ülkemiz kulüplerinin transfer harcamalarında oldukça büyük; %92’ye varan oranda bir artış meydana geldi. Bu artış oranı, Arap sermayesinin satın almaları ve sponsorlukları sonrası yapılan astronomik transferlerle, bir önceki yıla oranla 3 kat daha fazla transfer harcaması yapan Fransız kulüplerinin ardından transfer yatırımını en fazla artıranın Türk kulüpleri olduğunu gösteriyor. Yani Türk kulüpleri, banka kredileri ve devlet/belediye destekleri ile günü yakalamayı dahi başaramazken, bu durumdan kurtulmak için yolu transferde görüyorlar. Bu ‘reçete’ önermesi sportif anlamda doğru olsa da, alınan oyuncuların ‘satılabilme potansiyeli’nin oldukça düşük olması, yaş ortalamasındaki yükseklik(Geçtiğimiz yılki raporda yer verilen bilgilere göre, Rusya ile birlikte  27.1 yaş ortalaması ile bu alanda Avrupa’nın dibindeyiz), transfer süreçlerinde izlenen politika/yollardaki yanlışlıklar ve sportif yapılanma hataları bu reçetenin doğruluğunu bir çırpıda siliyor.

Nitekim tüm bu sebeplerle, bütçelerimize oranla yaptığımız yüksek harcamalara karşın, kazanç konusunda da oldukça gerilerdeyiz. Portekiz ve Belçika kulüpleri transfere bizden az bütçe ayırıyorlar ama toplamda 5 katımızı aşkın transfer geliri elde ediyorlar.

YEMEDİK YEDİRDİK, İÇMEDİK İÇİRDİK
Transferde harcanan rakamlara ek olarak, Türkiye, 523 milyon Euro ile(kulüp başına ort: 29m Euro), İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Fransa ve Rusya’nın ardından oyunculara en fazla para ödenen 7. ülke konumunda. Fakat kulüplerin elde ettiği gelir ile oyuncularına yaptığı ödemeler karşılaştırıldığında ise ilk 2’ye zıplıyoruz. İspanya ile beraber, kasamıza girenin % 84’ünü oyuncu ödemelerine ayırıyoruz. Bir önceki dönem bu oran %80 idi. Yani, zaten Financial Fair Play(FFP) kurallarına göre %70 üstü risk kabul edilmesine karşın halen bir artış söz konusu. Danimarka ve Hollanda’da bu oran %50’lerde.

Öte yandan, İspanya, Almanya, Fransa ve Rusya’da ilk 4’ün dışında kalan takımlar, ülkemizde ilk 4’te yer alan takımlardan daha az oyuncu parası ödüyor. Bu önemli bir veri gibi görülmese de göz artı etmemek gerekiyor çünkü bu fazlalığa rağmen, sportif anlamda bu kulüpleri alt edebilir bir konumda olduğumuzu net şekilde söylememiz mümkün değil.

ZARARI NE AZALTTI?
UEFA’nın raporuna göre, kulüplerin en fazla zarar ettiği üç ülkeden biri de, 153 milyo Euro’luk zarar ile Türkiye. Geçtiğimiz dönem bu rakam 204 milyon Euro seviyesindeydi. Bu rakamlara bakıldığında bir iyileşme görülüyor ancak bunda büyük payın yayın ihalesinde olduğunu söylemek gerekiyor. Zira yayın ihalesi değeri ve kulüplere geliri konusunda en büyük artış %26’lık artış(73 milyon Euro) ile ülkemizde meydana geldi. Buna ek olarak, kulüplerin vergi borçlarına geçtiğimiz dönemde yapılan indirimler ve yapılandırma anlaşmaları da zarardaki düşüşün sebeplerinden biri olarak gösterilebilirdi. Fakat kulüplerimiz, finansman giderleri ve vergi giderleri açısından halen sırtında en fazla yük olan ilk 3’te(%12.4) ve geçen yıla göre de %10’a yakın artış söz konusu. Vergi yapılandırmalarına rağmen bu artış, finansman giderlerindeki büyük artışa işaret. Bankalara olan yüksek kredi borç faizleri ve Türk Lirası’nın Dolar ve Euro karşısında yaşadığı değer kaybından kaynaklanan kur farkları bu gider grubundaki en önemli kalemleri oluşturuyor. Örneğin Bursaspor’un 2017 yılında cebine giren her 100 TL’nin 18TL’si bankalara gitmiş.

TARAFTAR VE PARTNERLE YÜRÜYORUZ
Ülkemiz kulüplerinin yıllardır uluslararası arenada kendini yeterince gösterememesi, sporseverlerin çeşitli gerekçelerle kendini stadyumlardan çekmesi vb. gibi birçok sebep, Avrupa’nın genelinde gelişen reklam/sponsorluk modelinin topraklarımızdaki yansımasını da etkilemiş görünüyor. Öncelikle bu alanda yalnızca birkaç şirket dışında tamamen yerel bir döngünün var olduğunu görmek gerekiyor ve bu Barcelona’nın web sitesi %95 oranında İspanya dışından ziyaretçi çekmesine rağmen Galatasaray ve Fenerbahçe’de bu oran %4’lerde kalırken gayet normal.

Ülkemiz kulüpleri, sponsorluk gelirlerinden çok bir proje üzerinde şirketlerle kurduğu ortaklıklardan gelir elde ediyor.(E-Bilet, telefon hattı anlaşmaları, banka kartı ortaklıkları vb.) Bu şuna işaret olarak kabul edilebilir; ülkemiz şirketleri, ülkemiz kulüplerine verecekleri reklam ve sponsorlukların dolaylı getirilerinin düzeyine dair endişeliler ve doğrudan çift tarafa da gelir sunacak projelere yöneliyorlar. Burada, sporseverlerin, bağlılık duydukları kulüplerin destekçisi şirketlerin ürün/mal/hizmetlerine ilgi ve sadakat ölçüsüne dair bir geçerli ve büyük araştırma eksiği açıkça göze çarpıyor.

Son olarak, asgari ücret-maç bileti fiyat ortalaması kıyaslaması yapıldığında, asgari ücretin 1.498 Euro olduğu Almanya ile 352 Euro olduğu ülkemizde bilet fiyatlarının 25 Euro’nun üzerinde, yakın seviyelerde olduğu görülüyor. İtalya, İskoçya,  Belçika ve Fransa gibi ülkelerde ise bilet fiyat ortalaması ülkemizin altında. Buna rağmen stadyumlar nispeten dolarken, hem de taraftarların üstte sözünü ettiğim projelere ilgi göstererek kulüplerine destekte bulunma ve kaynak yaratma çabası ülkemiz sporseverlerinin büyük fedakarlığının kanıtı niteliğinde.

BAŞAKŞEHİR BİR BAŞLANGIÇ MI?
Raporda dikkat çeken bulgulardan birisi de İngiltere Premier Lig kulüplerinin %75’inin, Championship kulüplerinin de %54’ünün sermaye takımı halini alışı. Özellikle Çinli yatırımcılar, Arap yatırımcılardan bayrağı devralarak futbolda kendilerine büyük yer edindiler. Atlético Madrid, Espanyol, Granada, Inter, West Bromwich Albion, City Football Group, Birmingham City, Aston Villa, Wolverhampton Wanderers, Reading, Newcastle Jets, ADO Den Haag, Olympique Lyonnais, OGC Nice, FC Sochaux-Montbéliard, AJ Auxerre, SK Slavia Prague, Parma, Barnsley FC ve Southampton gibi birçok kulüp ya Çin merkezli idare ediliyor, ya da bir kısım hissesini Çinlilere satmış durumda. Türkiye’de ise sermaye takımı olmaya henüz çok da sıcak bakılmıyor. Kasımpaşa, Başakşehir gibi sayılı üst düzey mücadele içindeki sahipli kulüplere bakıldığında ise bu kulüplerin, büyük camia kulüpleri olmadığını görüyoruz. Ek olarak Avusturya, Rusya ve Ukrayna’da da olduğu gibi, ülkemizde de yabancılara satılmış bir kulüp yok.

Son olarak Barcelona’dan Arda Turan’ı kiralayarak şampiyonluk yolunda güçlenmek ve adını sınırlarımızın dışına duyurmak için hamle yapan Başakşehir, eğer konuşulduğu gibi sezon sonunda bir yabancı sermaye tarafından satın alınırsa, bunun satın alana faydası ve kulübün başarısıyla doğru orantılı olarak ülkemizdeki sahipli takım sayısının hızlıca artabileceğini şimdiden görmek gerekiyor. Almanya, Portekiz ve Hollanda’da da olduğu gibi çoğu dernek statüsündeki kulüplerimiz, camiaları ve taraftarlarının bu konuya bakışına göre bir an önce pozisyon almalılar.

Gökhan Sezer
Academy Sportive
twitter.com/gkhnszr